Toplum olarak garip bir refleksimiz var.
Devlet bir şeyi yasaklamadan, duyurmadan, hatta bazen rica etmeden bile yapmamamız gerekeni yapıyoruz.
Sonra ceza gelince…
Bir telaş.
Bir panik.
Bir kuyruk.
Ülkede APP plaka meselesi tam da böyle bir tablo ortaya çıkardı. Standart dışı plaka kullanan araç sahipleri, düzenleme gelince bir anda plaka basım atölyelerinin önünde sıraya girdi.
Şimdi soralım:
Madem bu kadar hızlı düzeltebiliyorduk, neden baştan doğru yapmadık?
Neden yetkililer baştan önlem almadı.
Devlet bazen önce uyarır, duyurur, zaman verir. Çünkü toplumda bir bilinç oluşması zaman ister.
Ama bizde işler biraz farklı ilerliyor.
Ceza gelince akıllar başa geliyor.
Keşke cezadan önce gelse.
Burada yöneticilerde de kabahat var.
Standartları belirlemediğin kuralın bilincini oturtamazsın.
“Kuralları ceza için değil, düzen için koyarlar.”
ASKIDA TULUMBA
Ramazan ayı bazen insanın içini ısıtan küçük ama büyük hikâyelerle gelir.
Rize’de Fener Taş Fırını’nın yaptığı iş de işte tam böyle bir hikâye.
Askıda ekmek…
Askıda pide…
Ve şimdi askıda tulumba.
Belki bir tatlı sadece.
Ama birinin yüzünde tebessüm olacaksa…
O tulumba dünyanın en değerli tatlısıdır.
Toplumun güzelliği bazen büyük projelerde değil, böyle küçük dokunuşlarda ortaya çıkar.
İyilik bulaşıcıdır.
Bir kişi başlatır, sonra mahalle sahip çıkar.
Bir cümle yeter aslında:
“Paylaşılan lokma berekettir.”
RİZESPOR’DA AİLE FOTOĞRAFI
İyidere’de düzenlenen Rizespor taraftar iftarı aslında çok şey anlatıyor.
Bir kulübün başarısı sadece sahada kurulmaz.
Tribünde kurulur.
Sokakta kurulur.
Aynı sofrada kurulur.
Kulüp Başkanı İbrahim Turgut, teknik direktör Recep Uçar, futbolcular ve taraftar aynı masada.
Bu görüntü küçümsenecek bir şey değil.
Futbol dediğimiz şey aslında bir aidiyet hikâyesidir.
Bir şehir inanırsa…
Bir tribün sahip çıkarsa…
O takım sahada da başka oynar.
Bazen bir iftar sofrası bile takımın ruhunu büyütür.
Futbolun sırrı bazen taktik değildir.
“Birliktir.”
BİR KİTABIN DOĞUŞU
Bir süredir Rize’de yaşanmış gerçek bir hikâyeyi romanlaştırıyorum.
Son okumalarını yapıyorum.
İnşallah 15 gün içinde baskıya göndereceğiz.
Bir ay sonra elimizde olacak.
Yazarken de okurken de insanın yüreğine dokunan bir hikâye oldu.
Rize’nin kültürünü, duasını, insanını anlatan ama aynı zamanda sıra dışı bir hikâye.
Bu şehir sadece yağmuruyla değil…
Hikâyeleriyle de zengin.
İnanıyorum ki okuyan herkes kendinden bir parça bulacak.
Çünkü bazı hikâyeler yazılmaz.
Yaşanır.
Sonra kaleme dökülür.
“Bir şehir en çok hikâyeleri kadar yaşar.”
KALENDERCE
Toplum bazen ceza ile akıllanır.
Ama iyilik…
Her zaman gönülle çoğalır.
Bir şehirde kural da lazım.
Merhamet de.
İkisi birlikte olunca şehir şehir olur.
Aytekin KALENDER



















