Bu mesele artık “konuşuluyor” değil…
“Etrafında dönülüyor.”
Çünkü herkes konuşuyor…
Ama kimse net konuşmuyor.
Sendika başka telden…
Siyaset başka telden…
ÇAYKUR kendi içinde başka telden…
Ortada bir gerçek var:
11 bin 500 kişi…
Ama çözüm? 150 kişi.
Olmaz.
ŞEFFAFLIK YOKSA UMUT DA YOK
Bu işin en büyük problemi ne biliyor musun?
Belirsizlik.
Yıllardır aynı cümle:
“Çalışma süresi artacak…”
“Düzenleme yapılacak…”
“Bakacağız…”
Neye bakıyorsun?
İnsanlar hayatını planlayamıyor.
Bir işçi 6 ay çalışıyor…
Diğer 6 ay ne yapacak?
Evine mi bakacak?
Çocuğunu mu okutacak?
Borcu mu ödeyecek?
Bu mesele artık Rize’nin ekonomi meselesi!
Devlet dediğin net olur.
Ya vardır, ya yoktur.
Ortası?
İnsanı yorar.
“Netlik, ekmek kadar değerlidir.”
6 AY BOŞTA KALMAK ZORUNLULUK MU?
Şimdi gelelim işin can alıcı yerine…
Gerçekten bu insanlar 6 ay boşta mı kalmak zorunda?
Hayır.
Bak ne var:
Çay bahçesi var…
Budama var…
Gübreleme var…
Kontrol var…
Fabrika bakım var…
Paketleme var…
Yan ürünler, içeceği var…
Yani iş var aslında.
Ama sistem yok.
Dışarıdan hizmet alıyorsun…
Ama içerideki adamı çalıştırmıyorsun.
Bu ne?
Planlama hatası.
Bu 11.500 kişi yılın 12 ayına yayılabilir.
Yayılmalı.
Çünkü mesele kadro değil sadece…
Mesele verim. Mesele Rize’nin ekonomisi.
“İş varsa çözüm de vardır, yeter ki niyet olsun.”
SENDİKA NE DİYOR, NE DEMİYOR?
Sendika diyor ki:
“150 kişi yetmez.”
Doğru.
Ama eksik.
Peki şu soruyu soruyor mu?
“Bu 11.500 kişi yıl boyu nasıl çalıştırılır?”
Yok.
Sadece kadro talebi…
E tamam güzel de…
Sistem önerisi nerede?
İşte burada bir boşluk var.
Çünkü iş sadece “istiyoruz” demekle çözülmez.
Nasıl olacağını da anlatacaksın.
“Talep eden çoktur, çözüm üreten azdır.”
UMUT VERİP BEKLETMEK EN BÜYÜK HATA
Bak en tehlikeli nokta burası…
İnsanlara umut veriliyor.
“12 ay olacak…”
“9 ay olacak…”
“1 Mart’ta olacak…”
Ama ortada net bir şey yok.
Bu neye yol açıyor biliyor musun?
Beklenti.
Beklenti büyüdükçe…
Hayal kırıklığı da büyüyor.
Ya açık açık de ki:
“Böyle bir şey yok.”
Ya da otur, planını açıkla.
Ama “bakacağız” deme artık.
Karadeniz insanı sabırlıdır…
Ama boş lafa sabrı yoktur.
“Umut, doğru verilmezse yük olur.”
SOKAKTAKİ KÖPEK Mİ, SİSTEMDEKİ BOŞLUK MU?
Bir yandan hayvan barınağı tartışmaları…
Bir taraf diyor:
“Kötü şartlar var.”
Diğer taraf diyor:
“Her şey kontrol altında.”
Gerçek ne?
Muhtemelen ortası.
Ama şu kesin:
Eskiden sokakta 12 bin köpek vardı.
Bugün sistem var.
Ama koşullar tartışması da var.
Demek ki mesele sadece yapmak değil…
İnandırmak.
“Yaptığın kadar anlatırsan değil, inandırırsan kazanırsın.”
BALIKÇI PAYDOS DEDİ, ŞEHİR NE DİYECEK?
Balıkçı “paydos” dedi.
Bu sezon.
Hamsi bol…
Palamut yok.
Yani Karadeniz bile dengesini şaşırmış.
Bu sadece balıkçının meselesi değil…
Ekonominin özeti.
Bir var, biri yok.
Tıpkı ÇAYKUR gibi.
“Doğa bile dengesizken, plansızlık daha çok sarsar.”
ZİRAİ DON GELİYOR, RİZE TİTREYOR
Bir de don meselesi…
800 metre üstü risk altında.
İlk sürgün çay…
En değerlisi.
Eğer zarar görürse…
Sadece üretici değil, şehir etkilenir.
Yani mesele sadece hava değil…
Ekonomi.
“Bir gece soğuk, bir sezonu yakar.”
BİR HAYALİN HİKÂYESİ: YEŞİL VE GRİ
Ve bizden güzel bir haber…
2 yıllık emek…
Artık baskıda.
“Yeşil ve Gri…”
Rize’den Frankfurt’a uzanan bir hikâye.
Bu şehirden çıkan her hikâye değerlidir.
Çünkü bu şehir kolay hikâye yazmaz.
İnat vardır…
Yağmur vardır…
Yokuş vardır.
Sen de o yokuşu çıkmışsın.
“En güzel hikâyeler, en zor yollardan çıkar.”
Kalenderce
Netlik istiyoruz.
Söz değil, plan istiyoruz.
Umut değil, yol haritası istiyoruz.
Bu şehir beklemekten yoruldu.
Artık konuşma değil…
Çözüm zamanı.
Ve unutma:
Sis dağılmadan manzara görünmez…
Ama sisin içinde yol da yapılmaz.
Aytekin KALENDER



















